Fıkıh-Ahlak İlişkisi

Stok Kodu:
9786258724721
Boyut:
135-210-
Sayfa Sayısı:
448
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-04-15
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
Kitap Kağıdı
Dili:
Türkçe
Kategori:
%20 indirimli
575,00
460,00
Havale/EFT ile: 455,40
Temin süresi 3 gündür.
9786258724721
387932
Fıkıh-Ahlak İlişkisi
Fıkıh-Ahlak İlişkisi
460
Bu çalışma, İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır. Temel amaç, fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını, bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü, bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır. Araştırma boyunca, fıkhın klasik tanımında yer alan “kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi” ilkesinin, salt hukuki bir teknikten ziyade, derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır. Adalet, ihsan, hüsün-kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla, bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir. Bu bağlamda ef'âl-i mükellefîn, diyânîkazâî hüküm ayrımı, makâsıdü'ş-şerîa ve sedd-i zerîa gibi usûlî araçlar, normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır. Çalışmanın uygulama safhasında; ibadetlerden borçlar hukukuna, aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir. Karşılıklı rıza, zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin, fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur. Özellikle “şer'î hile” tartışmaları ekseninde, hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş; lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir. Netice itibarıyla bu eser, günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır. Kitap, fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken; “makâsıd eksenli bir fıkıh” tasavvurunun, çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir.
Bu çalışma, İslam hukuk geleneğinde tarihsel olarak sarsılmaz bir birlikteliğe sahip olan ancak modern dönemin disipliner ayrışma süreçlerinde birbirinden kopuk algılanmaya başlanan fıkıh ve ahlâk disiplinleri arasındaki ilişkiyi sistematik bir perspektifle ele almaktadır. Temel amaç, fıkhın dışsal davranışları düzenleyen normatif bir kurallar silsilesi olmadığını, bunun yanında ahlâkî değerlerle örülü, bütüncül ve gaye eksenli bir değerler sistemi olduğunu ortaya koymaktır. Araştırma boyunca, fıkhın klasik tanımında yer alan “kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesi” ilkesinin, salt hukuki bir teknikten ziyade, derin bir ahlâkî sorumluluğu tazammun ettiği vurgulanmıştır. Adalet, ihsan, hüsün-kubuh ve hudûdullah gibi temel kavramlar aracılığıyla, bu iki disiplin arasındaki yapısal ve anlamsal süreklilik kuramsal düzeyde temellendirilmiştir. Bu bağlamda ef'âl-i mükellefîn, diyânîkazâî hüküm ayrımı, makâsıdü'ş-şerîa ve sedd-i zerîa gibi usûlî araçlar, normun şekilci yorumu ile maksat eksenli yaklaşım arasındaki dengeyi kurmak üzere yeniden yorumlanmıştır. Çalışmanın uygulama safhasında; ibadetlerden borçlar hukukuna, aile hukukundan ceza ve yargılama süreçlerine kadar geniş bir yelpazede ahlâkî ilkelerin fıkhî hükümlere ne derece nüfuz ettiği analiz edilmiştir. Karşılıklı rıza, zararı önleme ve takvaya uygunluk gibi ilkelerin, fıkhın sosyal adaleti ve bireysel erdemi önceleyen karakterini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur. Özellikle “şer'î hile” tartışmaları ekseninde, hukuki şekilciliğin ahlâkî özden kopmasının yarattığı yozlaşma eleştirilmiş; lafzî meşruiyet ile sahici meşruluk arasındaki fark somut örneklerle irdelenmiştir. Netice itibarıyla bu eser, günümüzde hissedilen ahlâkî erozyonun temelinde fıkhın ruhundan ve ahlâkî derinliğinden uzaklaşılmasının yattığını savunmaktadır. Kitap, fıkhı bireyi kemale erdirmeyi hedefleyen ahlâk temelli bir sistem olarak yeniden konumlandırırken; “makâsıd eksenli bir fıkıh” tasavvurunun, çağdaş dünyada değer temelli bir hukuk bilinci inşa etmedeki hayati rolüne dikkat çekmektedir.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat
G-MKS8NWYW8V